20 Ağustos 2010 Cuma

AKP'LİLERİN BOZULAN SİNİRLERİ - 02.08.2010

...Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürkün, Ne mutlu Türküm diyene! anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyetinin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

***

27 Nisan 2007 günü Genelkurmayın internet sitesinde yayımlanan zehir zemberek muhtıra metninin son bölümü yukarıdaki gibiydi. Muhtıra, demokrasiden umudunu kesip umutlarını Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlamış kesimlerin yüreklerine su serperken, irticai eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından tescil edilmiş AKP tabanında şok etkisi yaratmıştı. Tabanındadiyoruz, çünkü parti yönetimi muhtırayı umursamamış, tam tersine açıkça diklenme, meydan okuma pozisyonu almıştı. Bu pozisyonu AKPye üç ay sonra yapılan genel seçimlerde puan kazandırmış, Türk Silahlı Kuvvetlerine bel bağlayan umutsuz demokratlarbüyük bir hüsran yaşamışlardı.

Muhtıranın yayımlandığı tarihten bir hafta sonra, 4 Mayıs günü Başbakan ve daha sonra, O muhtırayı ben tek başıma kaleme aldım diyecek olan dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe Sarayında bir araya gelmişler, 2 saat 15 dakika baş başa görüşmüşlerdi. Bu görüşme bir kutlama, bir teşekkürya da bir pazarlık buluşması mıydı? Bunu bilemiyoruz.

***

Tek bildiğimiz Org. Yaşar Büyükanıta emekliliğine 20 gün kala, Bakanlar Kurulu kararıyla 8 Ağustos 2008 günü Üstün Hizmet Madalyasıverildiği, bir de hizmetine değeri trilyonla ifade edilen zırhlı bir otomobil sunulduğu.

İnsan ister istemez bu onurlandırmanın, bu ödüllendirmenin bir nedeni olmalı diye düşünüyor. Bir de işin kafa karıştıran bir yanı var: Bir hükümet, kendisine karşı zehir zemberek bir muhtıra kaleme almış bir kişiye Üstün Hizmet Madalyası verir mi?

Sorunun yanıtı vermez olunca o zaman Cumhuriyet Halk Partisinin söz konusu muhtıranın danışıklı dövüş olduğuna ilişkin savı haklılık kazanıyor.

AKPliler açısından gerçekten de son derece sinir bozucu bir durum; yoksa Hüseyin Çelik olsun, Bülent Arınç olsun, niçin böyle abuk sabuk sözler etsinler? Yok, CHP liderinin sözlerine ölüler gülermiş, yok CHP liderinin boyu şu kadarcıkmış. Edilecek laf mı bunlar? Ama dedik ya sinirleri bozulmuş.

***

Kamuoyu 4 Mayıs 2007 tarihli Dolmabahçe görüşmesinde neler konuşulduğunu haklı olarak merak ediyor. Yukarıda da sorulduğu gibi bu bir kutlama, teşekkür yoksa bir pazarlık buluşması mıdır? Bugünkü ortak kanı bunun bir teşekkürbuluşması olduğu doğrultusundadır, nitekim Büyükanıta verilen Üstün Hizmet Madalyası AKP hükümetinin ona karşı olan şükran borcunun somut ifadesidir. AKPlilerin sinirleri ne kadar bozulursa bozulsun bunun başka hiçbir mantıklı açıklaması yoktur. Var! diyorsanız, buyurun açıklayın.

1 yorum:

bücürükveben dedi ki...

Kapalı kapılar ardında bir şeyler döndürüyorlar ama bilemiyoruz. Bunlar şeytana külahı ters giydirirler..