5 Temmuz 2008 Cumartesi

İSLAM, MODERNİTE VE TÜRBAN - 13.02.2008


Önemli bölümü soldan dönme liberal aydınlar nicedir türbanı savunuyorlar, bunu ‘modernite’ adına yapıyorlar. Türkiye’de kapitalizmin/sanayileşmenin gelişmesiyle birlikte genç kızlar, toplumsal anlamda özgürleşip bireyselleşmişler ve kendi özgür seçimleriyle taşralılığı çağrıştıran ‘anadan görme’ başörtüsünü atıp yerine, daha ‘modern’ görünüşlü türbanı kullanmaya başlayınca bu örtünme biçimi ‘modernitenin simgesi’ olmuş. Ne istediklerini, ne yaptıklarını bilen, attıkları her adım bir hesaba dayanan dinciler, türban savunucusu liberallere içlerinden gülüyorlar.

‘Modernite’ nedir, bakmakta yarar var. Basit tanımlamasıyla ‘modernite’, düşünsel gücünü 18. yüzyılın Aydınlanma felsefesinden alan, aklı ve insanı merkez olarak kabul eden, sosyal hayatı rasyonalize eden, dolayısıyla din olgusunu geri plana iterek laikliği/sekülerizmi öne çıkartan bir çağdaşlaşma sürecidir. Çıkış kaynağı Karl Marx’a göre kapitalizm, sosyolog Emile Durkheim’a göre sanayileşmedir. Başka bir sosyolog, Max Weber ise teknoloji ve rasyonalizasyonu öne çıkartmıştır. Kısaca söylemek gerekirse ‘modernite’, düşünsel zemin olarak Aydınlanma Çağı’na, siyasal olarak Fransız Devrimi’ne, ekonomik olarak da Sanayi Devrimi’ne dayanır.

Görüldüğü gibi burada ortak payda kapitalizmdir. Batı’da kapitalizm gelişip feodal üretim ilişkileri çözüldükçe, feodalizmin üst yapı kurumu olan Hıristiyanlık güç yitirmeye başlamış, giderek süreç içinde siyasal, toplumsal ve ekonomik yaşamdan elini ayağını çekmiştir. ‘Modernite’ bu bağlamda ‘ilâhi’ gücün ‘dünyevi’ hayat üzerindeki etkisinin kural olarak son bulmasıdır.

Türkiye de başat üretim ilişkileri açısından, -ileri bir sanayileşme düzeyine sahip olmamakla ve bölgesel feodal yapıları barındırmakla birlikte-, kapitalist bir ülkedir. Ne var ki Türkiye’de altyapı-üstyapı ilişkileri 1940’ların ikinci yarısından itibaren Batı’dakinin tam tersine bir gelişme göstermiş, kapitalizm geliştikçe ülke genelinde cami sayısı artmış, din eğitimi yaygınlaşmış, din’in siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik yaşam üzerindeki etkisi güçlenmiştir. İmam Hatip Okulları/Liseleri bugüne kadar iki milyon mezun vermişlerdir. Kadın ya da erkek bu mezunların büyük bölümü toplumumuz için de ‘İslam misyoneri’ olarak çalışmaktadır. Kapitalizmin taşıyıcısı olan egemen sınıflarla onlar adına devleti ele geçiren sivil-asker iktidarlar sistematik bir biçimde din’in ve dinsel kurumların üstyapıdaki konumunu sağlamlaştırmışlardır. Sonuçta, ‘altı kebap, üstü şişhane’ bir ucube ortaya çıkmıştır; son Anayasa değişiklikleri bu ucubenin tepesine oturtulan bir külahtır.

Hayatın her alanında, yenecek et türünden alınacak eş (kadın) sayısına, faiz yasağından evlenip boşanma kurallarına, eş’e (kadına) atılacak sopadan örtünmeye kadar belirleyici/hükmedici olarak söz sahibi olan ve mutlak değişmezliği/değiştirilemezliği inananlarınca tartışmasız kabul gören bir dünya görüşünün, bir dogmanın ‘modernitesi’ olabilir mi? ‘İslam modernitesi’ kavramı, uydurmacadan başka bir şey değildir. Dolayısıyla ‘türbanın İslam modernitesinin bir simgesi olduğu’ savı da, bu uydurmacanın Türkiye versiyonudur.

‘Modernitenin’ insan açısından önemi ona tanıdığı özgürleşme olanağıdır, çünkü özgürlük, insanın bireyselleşmesinin önkoşuludur. Bireycilik ve bencillik kavramlarıyla karıştırılmaması gereken ‘bireysellik’, kişiye kendi hayatını kendi istencine göre biçimlendirip yaşama hakkı tanır. Toplum içindeki kimliğiyle toplumun bir parçası olarak gerçekleştirdiği davranış ve olgular anlamına gelen ‘bireysellik’, kişinin kendine olan öz saygısının da temelidir, bir sosyalleşme durumudur, diğer insanları da kendisi gibi değerli bularak kendini onların arasında ve onlarla birlikte kendini kendine özel olarak tanımlayabilmesidir. Böyle bir durum ise İslam toplumları, Müslüman bireyler için söz konusu değildir, olması da olanaksızdır.

Türkiye Müslümanları arasında görülen başat eğilim cemaatleşmedir; bu süreçte bireyler cemaate değil, cemaatler bireylere ortak bir kimlik kazandırmaktadır. Doğal ki cemaatleşme de, cemaatle aynileşerek ortak bir kimlik edinme de birer sosyal olgudur, fakat bu olguların ‘modernite’ ile uzak yakın bir ilintisi yoktur. Çünkü, burada kişi bireyselleşmenin tam tersi bir süreci, ‘teslimiyet sürecini’ yaşamaktadır. Erkeklerde çember sakal, cüppe, takke, haşama vb, kadınlarda türban, çarşaf, peçe vb. giysiler dine teslim oluşun simgeleridir.

Din, müminin inancı ölçüsünde kabul ettiği bir dogmalar bütünüdür, dogma ise çağdaşlaşmaya kapalıdır. Kişi, din’e teslim olarak, din’in dogmalarını içselleştirerek özgürleşemez. Batı toplumları ilâhi dünya ile dünyevi hayatı birbirinden ayırarak, laikleşerek/sekülerleşerek özgürleşmiştir.

Türkiye’de ise ilâhi hayatla dünyevi hayat giderek bütünleşmektedir. ABD, Irak’ta bombayla, işgalle, ölümle gerçekleştirdiği ‘ılımlı İslam projesini’ Türkiye’deki İslamcı, milliyetçi işbirlikçileri eliyle, ‘tramvay demokrasisi’ yoluyla gerçekleştirmektedir.

Somut durum budur!

Hiç yorum yok: