6 Aralık 2010 Pazartesi

BOĞALAR, ÖKÜZLER VE İNSANLAR ÜZERİNE - 21.11.2010

Ben mi anımsamıyorum yoksa gerçekten öyle miydi, kesin bir şey söyleyemeyeceğim ama eskiden kurban denince aklımıza yalnızca koyunlar ya da koçlar gelirdi sanki daha çok da koyunlar. Boğaları, inekleri, öküzleri kurban etmek düşüncesi ne zaman ortaya çıktı, ne zaman uygulanmaya başlandı, bunu da bilmiyorum. Belki bir yerlerde hep vardı da televizyon bu kadar yaygın olmadığından haberimiz olmuyordu.

Artık biliyoruz; tek kişinin altından pek kalkamayacağı bir olay olduğundan akrabalar, eşler, dostlar, komşular bir araya gelip ortaklaşa bir büyük baş hayvanı kurban edip hep birlikte sevaba giriyorlar. Küçükbaş yerine büyük baş hayvan kurban edildiğinde kazanılan sevap daha mı büyük oluyor, bu soruyu yanıtlayacak ne haddim ne de yetkim var. Merak eden açar telefonu, Diyanet İşleri’ne sorar.

Benim bu konuda tek bildiğim, daha doğrusu televizyonlarda izleyerek öğrendiğim, başta boğalar olmak üzere ineklerin, öküzlerin bu kurban edilme işinden pek hazzetmedikleri. Kutsal bir amaca hizmet ettiklerini bir bilseler belki şimdi davrandıkları gibi davranmayacaklar, muti ve munis kendilerini bıçağa bırakacaklar, fakat bilemiyorlar. Çünkü onlar hayvan. Tanrı onlara, biz insanlar gibi düşünme, öğrenme, muhakemeetme yetisi vermemiş.

İplerini kopartıp kaçıyorlar. Kent trafiğine karışıyorlar, otomobillerin, kamyonların, otobüslerin arasında koşuyorlar, arkalarında da tam sevaba girecekken giremeyen öfkeli kurban sahipleri… Ellerinde sopalar, ipler, mavzerler… Haykırarak, bağırarak, küfrederek koşuyorlar. Bir yerde sıkıştırılıyor boğa. Yorgun düşmüş, ağzından köpükler taşıyor. Öfkeli bir sahip ne olur ne olmaz diyerek elindeki mavzeri ateşliyor, kim bilir kaç kurşun saplanıyor hayvanın bedenine. Sarsılıyor hayvan, ama düşmüyor. Arkası deniz, denize koşuyor, suya giriyor, ama özgürlüğe yüzecek gücü kalmamış.

Sahipler seviniyorlar buna; kurbanlarına karşı kazandıkları zaferi kutluyorlar, birtakım gürültülü, tuhaf sesler çıkartarak. İçlerinden biri ikisi ellerinde sopalarla hayvanın yanına gidiyorlar, yarı bellerine kadar suda. Zafer sarhoşluğuyla hayvanın sırtına, boynuna vuruyorlar sopalarıyla. Hayvan çaresiz. Bedeninden kanlar sızan kurbanı karaya güdüyorlar.

Islak çakılların üzerine çöküyor hayvan, sahipler seviniyor, koca hayvanı acemice bağlıyorlar. Çekerek, döverek, itip kakarak, sürükleyerek, söverek yenik düşmüş hayvanı arka kapağı açık bir kamyonete yüklüyorlar. Kamyonet, üzerindeki kutsal yükü ve o yükle sevaba girmeye aday, öfkesi durulmuş insanlarla kesim yerine doğru yola çıkıyor.

Görüldüğü, izlendiği kadarıyla sahipler nedense hep erkek oluyor. Kurbanlık seçimi bir erkek işi yani, kadın karıştırılmayacak kadar ciddi bir iş! Hayvan pazarlarında hep onlar var, hangi hayvanın alınacağına onlar karar veriyor, seçimi de, pazarlığı da onlar yapıyor.
Boğalar kesesi elverişliler arasında büyük rağbet görüyor.

İnek, bildiğimiz inek işte. Öküz de öküz. Boğa ise başka, o bir erkeklik simgesi.

Kurbanın bu temel niteliğiyle alıcı arasındaki özdeşleşme seçimde belirleyici bir rol oynuyor olabilir mi?

Bu sorunun yanıtı boğanın kaçtığı durumlardaki benzer görüntülerde saklı bence. Hayvanının erkekliğinin kendisininkinden daha güçlü olduğunu bilen sahip, ortaya çıkan beklenmedik ilk olanakta önce özdeşleştiği, özdeşleştiği ölçüde de giderek kıskançlık beslemeye başladığı boğaya işkence ederek içinde biriken aşağılık duygusunu dışarı kusuyor, öküzler gibi.

İşkencecilere özgü bir ruh hali bu; bildiğimiz, yaşadığımız, tanık olduğumuz.

Yoksa bir canlı başka bir canlıya neden işkence etsin ki?

1 yorum:

dagynbaalman dedi ki...

The 10 best casino games - DrMCD
With so many exciting games from our selection of online slots and casino games, you 부산광역 출장샵 can feel like 대전광역 출장샵 you're 포항 출장마사지 just about 제주도 출장샵 to 오산 출장안마 hit it big. In our top