24 Ağustos 2009 Pazartesi

TEK BAYRAK, İKİ ULUS - 17.08.2009


Kürt sorunu, Güneydoğuda feodal üretim ilişkilerinin çözülerek kapitalist üretim ilişkilerine dönüşmeye başlamasıyla birlikte uç veren uluslaşma sürecinin doğurduğu bir sorundur. Kişilerin istencinden bağımsız olarak ortaya çıkmış nesnel bir gelişmedir. Sancılıdır, çünkü bu süreç, var olan güçlü bir ulus devletin egemenliğindeki topraklarda işlemektedir.
Her uluslaşma sürecinde görüldüğü gibi Kürt uluslaşmasının da siyasal/ideolojik motoru kapitalistleşmenin bir ürünü olan milliyetçiliktir. Nitekim kendiliğinden bir halktan kendisi için bir ulusa dönüşen Kürtlerin kanaat önderlerinin egemen devlet olan Türkiye’den istemleri irdelendiğinde bunların özünde milliyetçi/ulusçu istemler olduğu görülmekteydi. “Görülmektedir” demiyorum, çünkü başta Demokratik Toplum Partisi olmak üzere soruna ilişkin görüşlerini kamuoyuyla paylaşan birçok Kürt kuruluşunun ulusçuluğun genelde “nihai hedefi” olan “ayrı devlet” düşüncesini uzunca bir zamandır geride bıraktıklarını gözlemliyoruz. Son 25 yılda yaşananlara bağlı olarak edinilen deneyimler Kürtleri gerçekçi bir noktaya getirmiştir.
Gelinen noktada Türk’üyle, Kürt’üyle hepimiz belki eskisinden de karmaşık yeni bir sürecin getireceği zorlukların üstesinden gelmek durumundayız. Hayat bize “bir üniter devlet, iki ulus” gerçeğini dayatmaktadır. Sorunun tek çözümü iki kardeş ulusun bir bayrak altında eşit haklar ve eşit yükümlülüklerle bir arada yaşamasıdır.

***

Her şeyden önce Kürtlerin faklı bir etnik kökenden gelen ayrı bir ulus olduğu gerçeği kabul edilmelidir. Etnik köken ve ulus aidiyeti kişilerin bireysel isteklerine bağlı öznel bir seçim değildir, nesnel bir bağlılıktır. Sosyoloji bilimi yapaylık kaldırmaz; belli bir halk grubu kendine “Ben bir ulusum,” diyorsa ve o halk grubu kendisini “ulus” yapan öğeleri içeriyorsa, ona “Hayır, sen bir ulus değilsin, olamazsın!” demenin bir anlamı da, yararı da yoktur. Yapaylıklar eninde sonunda gerçeklere yenik düşmeye mahkûmdur.

Her ulusun bireyleri gibi Kürtlerin de kendi dillerini konuşmak, kendi dillerini öğrenmek, kendi dillerinde yazınsal ürünler vermek, kendi kültür örgüleri içinde kendilerini geliştirmek hakları olmalıdır.
Radikal Kürt milliyetçiliğinin çeyrek yüzyıldır ülkeyi kana bulayan terörizmi bu topraklarda hep var olan Türk milliyetçiliğinin daha da yaygınlaşmasına ve kimi kesimlerinin aşırılaşmasına neden olmuştur. Oysa özlenen barış “tek bayrak, iki ulus” gerçeğinin hayata geçmesiyle gelecektir. Bu aynı zamanda çok kültürlü bir toplum yapısının temellerinin atılması anlamına gelir ki burada milliyetçi sürtüşmelerin, çatışmaların yeri olmamalıdır.

***

Kürt sorunu, çözümü mutlaka bir “toplumsal uzlaşma” gerektiren yaşamsal önemdedir. AKP iktidarının tek başına altından kalkamayacağı ağırlıktadır. AKP bu konudaki ilk adımını kendisine yakın bulduğu kişileri bir araya getirdiği “çalıştay” ile attı. Şimdi de İçişleri Bakanı Atalay 18 sivil toplum örgütünün yöneticileriyle “istişarede” bulunuyor. Bakıyoruz, bu 18 örgütün hemen tümü yine kendisine yakın gördüğü sağcı, dinci, Fettullahçı kuruluşlar. Bunun üzerine bir de “üç aşamalı açılım” adını verdiği içeriği belirsiz “muamma” gelince kamuoyunda haklı tepkiler oluşuyor. AKP, “toplumsal uzlaşma” arayacağı yerde kendine yandaş topluyor, “uzlaşma”nın karşıtların bir ortak paydada buluşması demek olduğunu bilmezden geliyor.
Ne var ki Kürt sorunu denen kanayan yaramız AKP’nin aymazlığına da, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgesel planlarına da endekslenemeyecek ölçüde “bizim” sorunumuzdur. Karşılıklı inatlaşmadan, birbirimizin canını acıtmadan, birbirimizi incitmeden yazalım, çizelim, konuşup tartışalım. Doğruyu bulmak, doğruya varmak için… Türk’üyle, Kürt’üyle umut filizlerinin uç verdiği huzurlu, güvenli bir kardeş bahçesinde yaşamak hepimizin hakkıdır çünkü.

1 yorum:

Unknown dedi ki...

Sayın Kavukçuoğlu,çağdaşız,yaşıtız(aşağı yukarı).Aynı kökenlerden beslendiğimizi,aynı bakış açısını benimsediğimizi,önemsediğimizi düşünüyorum.'7o'li yıllar öncesinden başlayan yolculuğumda hâlâ aynı konumda olduğumu,doğa ve toplumsal olaylara sınıf penceresinden baktığımı sanıyorum.
Sosyalist olduğunu bildiğim,bu mücadelede yer aldığını gördüğüm bir çok yoldaşın,arkadaşın bugünkü PKK olayına bakışındaki ve olayları "ULUS"KÜRT ULUSU"çerçevesinde ele aldıklarını görüyorum.Dönüp bir kez daha,bir daha "Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu"başta olmak üzere birçok klasik eseri yeniden okuyorum.Buna ister Kürt sorunu,ister Güneydoğu Sorunu,ister Geri kalmışlık sorunu...ne denirse dersin sonunda konu "ULUSLARIN KADERİNİ TAYİN HAKKI"denilen bir noktaya gelip dayanıyor.Geçmişte de yanıltıldığımızı,bize yanlış anlatıldığını,yanlış koşullandırıldığımızı vb.düşünüyorum.Ulus olmanın koşulları nedir?Kendi kendime çok sordum ama yanıt olarak adını andığım Marksizmin klasikler arasındaki ölçütlere uygun bir KÜRT ulusu bulamadım.Kürt Halkı'ndan söz edilebilir,kuşkusuz ama ben bir KÜRT ULUSU olduğundan kuşkuluyum.Belki Irak'ın Kuzeyindeki bir oluşumdan,bunun ne anlama geldiğinden söz edilebilir ama Dünya'da hangi ulusal kurtuluş savaşı EMPERYALİZMİN denetim ve güdümünde verilmiştir?Ne zamandan beri emperyalizm ulusal kurtuluş savaşlarını,bağımsızlık savaşlarını desteklemektedir?Irak'ın kuzeyindeki oluşum emperyalizmin yarattığı ve onun da uzantısı olan (ya da ondan bağımsız destekleyip, oluşturduğu,giderek iki olayı birbirine bağladığı)PKK birbirinden bağımsız olarak değerlendirilebilir?(mi?)İster PKK olsun ister legal olarak Kürt hareketinin temsilcisi olduğunu iddia eden partiler,görüşler,hareketler...olsun,hiçbirisinin SOSYALİZMİ sosyalist hareketi,emperyalizme karşı mücadeleyi ağzına aldığını duymadım,okumadım.ASLA!O zaman bunlar kime hizmet ediyor(MARKX'ın Alsac-Lorraine konusundaki tutumunu da düşünüyorum bu arada)?Biz nasıl bir çözümü savunmalıyız?Emperyalizmin desteklediği,oluşturduğu,denetlediği ve sırf kendisine hizmet ettiği sürece var olmasına izin verdiği bir harekete karşı niye sesimizi yükseltemiyor ve o hareketi mahkum edemiyoruz? Soruları uzatmak elbette mümkün.Ama ben yazma tembeliyim.AYrıca siz zeki bir insansınız bu sorulardan sonra neler gelebileceğini de anlamışsınızdır.Birçok konuda -bence-insanlar ULUSALCI olarak damgalanmaktan korktuğu için doğruları söylemekten,yazmaktan kaçınıyor diye de düşünüyorum.İyi günler.YAzılarınızı zevkle okuyorum.