9 Nisan 2009 Perşembe

KASIMPAŞALILIĞIN TAM SIRASIYDI OYSA - 08.04.2009

Allah’tan televizyon denen o mucize aygıt var, bize hem gösterdi hem de duyurdu. Başkan Obama düşüncelerini değiştirmemiş; kendince haklı da, “kayıt altına alınmış” düşüncelerini nasıl değiştirsin ki? Türklerin, o unutulası 1915 yılında Ermenileri “soykırıma uğrattığına” ilişkin görüşünü bugün de koruyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı ikili görüşmeden sonra yapılan basın toplantısında söylediklerinden anladığımız kadarıyla Obama, altını çizdiğimiz konudaki görüşlerini değiştirmemekle birlikte 24 Nisan’daki anma gününde Ermenilerin beklediği “soykırım” sözcüğünü ağzına almayacak. “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün liderliğindeki Türkiye’nin Ermenistan’la yürüttüğü görüşmelere çomak sokmak” istemiyor.

ABD Başkanının, halk arasında “çevir kazı yanmasın” nitelenen benzer durum örneklerinden biri olan yanıtı öylesine zekiceydi ki, kendisine 24 Nisan’da o “uğursuz” sözcüğü kullanıp kullanmayacağını soran yurttaşı kadın gazeteci bile oturduğu yerde donup kaldı.

Donup kalan yalnızca o gazeteci değildi, başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, muhalefet liderleri Deniz Baykal, Devlet Bahçeli ve Ahmet Türk olmak üzere tüm siyasetçilerimiz de donup kalmışlar, Obama’nın “tarihinizle yüzleşin” yollu öğütlerini başları önlerinde, sessizce dinlemişlerdi.

Daha dün denecek bir tarihte Davos’ta “fatihlik” ile taçlandırılmış Başbakan Erdoğan’ın Obama’nın öğütlerine tepkisiz kalması düş kırıklığına uğrayan toplumda “bizim başbakanın gücü ancak Simon Peres’e mi yetiyor” sorusunun dillendirilmesine yol açmıştı.

***

Ya Rasmussen denilen o Danimarkalı “kifayetsiz muhteris”? NATO Genel Sekreteri olabilmek için zirve buluşmasında takla üzerine takla atmış, kendi atmakla kalmayıp, Sarkozy’den Merkel’e, Zapatero’dan Berlusconi’ye herkese de attırmıştı. Başbakanımız ise ülkesinden yayın yapan PKK yanlısı Roj TV’yi yasaklamayan, Hz. Muhammet karikatürleri olayında tepkisiz kalan Rasmussen’in genel sekreterliğini engellemek için tek başına amansız bir savaş vermişti Strasburg’da.

Tam savaşı kazanıp fatihlik unvanını “fatihlerin fatihliğine” yükselterek biricikleştirecekti ki araya Obama girmiş, Başbakan’ı ödün vermeye ikna etmişti. Siyaset ve diplomaside hiçbir ödünün karşılıksız verilmeyeceği ilkesine uygun olarak AKP’li yandaş basına manşetlik haberler servis edilmişti. Buna göre Rasmussen İstanbul’daki Medeniyetler İttifakı Forumu’nda Hz. Muhammet karikatürleri nedeniyle İslam dünyasından özür dileyecek, Roj TV’ye ilişkin olarak da gerekli adımları atacaktı.

Ne var ki yandaş medyanın pompaladığı beklentiler boşa çıkmıştı. Rasmussen İstanbul’da yaptığı konuşmasında sözü, dünyadaki ilk porno fuarına ev sahipliği yapmakla haklı bir üne kavuşan Danimarka Krallığı’ndaki “düşünce ve anlatım özgürlüğüne” getirmiş, Müslümanların peygamberini aşağılayan karikatürleri kınamakla yetinerek özür dilemekten kaçınmıştı. Roj TV işi ise divana kalmıştı; ilgili makamlar söz konusu kanal ile PKK arasında ekonomik ilişkiler olup olmadığını araştıracaklar, bu araştırmanın sonuçlarına göre ne yapılacağına karar verilecekti.

Sayın Başbakan, Rasmussen’in sergilediği bu oyunu da sessizce izlemiş, alt dudağını birkaç kez ısırmakla yetinmişti.

***

Ne olmuştu bizim fatihimize? Nerede kalmıştı fatihimizin o “van minıt” raconu?

Fatihliğin de Kasımpaşalılığın da tam sırasıydı oysa…

Aldatılmıştık, omuzlarımız düşmüştü, yıkılmıştık.

Mazlumdan alınan ah’ı çıkarmak ise bir otel banyosunun kaygan fayanslarına düşmüştü.

Hiç yorum yok: