25 Ekim 2008 Cumartesi

FAŞİZM KENDİNİ SAKLAMIYOR - 26.10.2008

Arşivime göz atmak isteyecek okurlarım yazılarımın altında yer alan (www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com) adlı site adresine girdiklerinde şöyle bir duyuruyla karşılaşacaklar: “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.” Kararı T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarihinde vermiş.Tümünü Yasla

Bu uygulama yeni değildir; devlet yargı aracılığıyla, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 5 mayıs 2008 tarihinde yasaklanan YouTube örneğinde olduğu gibi uzunca bir süredir siyasal anlayışına aykırı görüşlerin yer aldığı sitelere erişimi engellemektedir.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı aldırdığı yargı kararlarına neden olarak “bölücülük propagandası”, “Atatürk’e hakaret” gibi suçları gösteriyor, ne var ki gerek “YouTube” gerekse “blogspot” büyük rağbet gören uluslararası iletişim araçları olduğundan tek bir kuru’nun yanında yüz binlerce yaş’ın da düşüncelerini açıklama ve haber alma özgürlükleri engellenmiş oluyor.

Doğal ki engellenenler yalnızca ortak kullanıma açık büyük web siteleriyle sınırlı değil; çeşitli nedenlerden ötürü yasaklanan binlerce site olduğu söyleniyor. Bunun boş bir söylenti olmadığı zaten herhangi bir arama motorunda karşınıza sıkça çıkan uyarı yazılarından da belli oluyor.

***

Türkiye Cumhuriyeti dünyada düşünceden korkan, düşünceyi yasaklayan devletlerin arasında ilk sıralarda yer alıyor. Yasakçılık, devleti yöneten hükümetlerin yakalarından söküp atmayı hiç düşünmedikleri bir utanç etiketi olarak hep yerinde kalıyor. AKP hükümeti bu ülkede var olan yasakçılığı daha da derinleştirip yaygınlaştırıyor.

Son 1 Mayıs görüntüleri belleklerimizde hâlâ canlı; biber gazına boğulan sendikacılar, dövülen gençler, yerlerde sürüklenen, kafaları tekmelenen genç kadınlar, coplanan turistler… Salt gazetelerini satıyor diye gözaltına alınan, dövülen, işkence gören, öldürülen solcular… Düşüncelerini açıkladı diye yargılanan aydınlar… Alkollü içki yasakları… Devlet kurumlarına getirilen kışla düzenleri… Tutuklanan, aylarca tutuklu kalan ama niçin tutuklandığını öğrenemeden ölen sanıklar…

Medya her gün yeni baskı, yeni yasaklama haberleri veriyor.

Bir hükümet ki koca ülkeyi bataklığın kıyısına getirmiş, Başbakan’ı çıkıyor, sosyalizmi, sosyalistleri eleştiriyor; hiç anlamadan, hiç bilmeden, hiç düşünmeden.

Bu toplum bugünlere kadar kendisi gibi düşünmeyenlere karşı böylesine hırçın, böylesine nobran, böylesine baskıcı davranan bir sivil hükümet görmediğinden sürüklendiği rejimin adını koymakta zorlanıyor.

***

Avrupa Birliği uyum yasaları, verilen demokratikleşme sözleri vs AKP hükümetinin elinde birer kamuflaj aracı olmaktan öteye gitmiyor. ABD’nin de, AB’nin şu sıralar istediği de bu zaten; toplumu sürekli denetim altında tutabilecek otoriter, fakat “sivil” bir yönetim, “ılımlı faşizan İslami” bir rejim. Ne var ki hükümet içindeki kötücül eğilimleri dizginlemekte başarılı olamıyor, bu eğilimler hızla faşizanlıktan faşizme doğru gelişiyor. Dizginler öyle bir boşalıyor ki hükümet her gün biraz daha somutluk kazanan antidemokratik, faşizan yapısını açığa vurmakta bir sakınca görmüyor. Hükümet kendisini yakın gelecekteki karanlık günlere hazırlıyor.

Türkiye, içinde bulunduğumuz küresel ekonomik krizin en sert vurduğu ülkelerin başında geliyor. Bu krizin sonuçları toplumun tüm kesimleri için çok acılı olacak ve bu acıyı her zaman olduğu gibi çalışan kesimler, emekçiler en derinden duyacaklar. Toplumsal sarsıntıların, patlamaların baş göstereceği o dönemde hepimizi dehşete düşürecek olaylarla karşılaşacağız.

Yaşayacağımız dehşeti en aza indirmek ise bizim elimizde, bu ülkenin aydınlık insanlarında. Bunun için her şeyden önce bize dayatılan rejimin adını koymak, buna göre önlemler almak zorundayız.

Doğal ki faşizmi ülkemize, insanlarımıza, kendimize layık görmüyorsak…

Hiç yorum yok: