19 Şubat 2009 Perşembe

POSTAL - 18.02.2009


Önce başlıktaki “postal”ın bildiğimiz ayağa giyilen postal ile bir ilgisinin olmadığını söylemeliyim; bu postal sevgili Andree-Bekir Coşkun çiftinin koca patili, kangal-av köpeği kırması köpekleridir. Daha bir yaşına basmamış şirin mi şirin, sevilesi bir köpektir Postal. Onun bebekliğini biliyorum, geçen yaz birkaç günlüğüne gittiğim Cunda’da tanımıştım onu, yalnız onu değil, kardeşlerini de. Andree Coşkun’un insansız bir yazlığın bahçesinde onlar için hazırladığı köşelerinde bir sokak köpeği olan anneleri Caniko ile yaşıyorlardı. Bir anne, altı yavru, yedi köpeklik bir aileydiler. Bir kangal olan baba, anneyi hamile bıraktıktan çekip gitmişti.

Evinde konuk olduğumuz dostumuz, heykeltıraş Sakine Özkan’ın evi hem köpeklerin yaşadığı o insansız evle hem de Coşkun’ların eviyle aynı sokaktaydı. Orada kaldığımız dört gün boyunca tanık olduğum görüntüler “hayvan sevgisi” nedir, bilmeyenler için uygulamalı bir ders niteliğindeydi. Karı kocanın günlerinin büyük bölümü köpek ailesine yemek taşımak, barındıkları o köşeyi temizlemek, her türlü önleme karşın kaldıkları evin bahçe parmaklıklarını aşmayı başarıp ortadan kaybolan yavruları aramakla geçiyordu.

Daha o günlerde Coşkun’lar yavru köpekler için hayvan sever aileler bulmak için seferber olmuşlardı. Beş yavru için buldular, geriye kalan, Postal adını verdikleri o koca patili yavruyu da kendileri aldılar.

Anne Caniko ise yavrularının şefkatli ellerde olduğunu bilerek –köpekler bunu hissederler- aklı geride kalmadan bir süre sonra göçtü bu dünyadan.

Postal şimdi Ankara’da mutlu bir yaşam sürüyor.

***

Epey zamandır -Musa Kart dostumuzun çizdiği o kedi karikatüründen beri- Sayın Başbakan’ın arasının kedilerle iyi olmadığını biliyorduk. Binme girişiminde bulunduğu bir atın onu nasıl yere savurduğunu anımsayacak olursak atları da “başbakanca sevilmeyen hayvanlar” arasına rahatça katabiliriz. Çünkü çok duyarlı bir hayvan olan ve insan dostu olarak bilinen at, kendisini sevmeyeni hiç sevmez, yoksa bir binek atı sırtına bineni neden yere savursun?

Şimdi görüyoruz ki içinde köpek sevgisi de yokmuş Sayın Başbakan’ın. Öyle ki “bunlar köpekleriyle yatarlar” diyerek yazılarına sinirlendiği bir köşe yazarını, Bekir Coşkun’u aklınca aşağılıyor. Ona göre köpek sevgisi, kişinin sevdiği köpeğiyle sarmaş dolaş yatma noktasına geldiğinde bir “aşağılama” aracı olabiliyor.

Sanıyorum Sayın Başbakan, kendisinin sevmediklerini başkalarının sevmesini, kendisinin yapmadıklarını başkalarının yapmasını, kendisinin yemediklerini başkasının yemesini, kendisinin içmediklerini başkalarının içmesini çok yadırgıyor. Kendi davranışlarını “ölçüt” olarak görüyor ve herkesin bu “ölçüt”e göre davranmasını istiyor, bekliyor.

Sayın Başbakan’a göre insanın sevgili kedisiyle, köpeğiyle sarmaş-dolaş olması anlaşılabilir olmaktan öte eleştirilmesi, işaret edilmesi gereken bir durum, bir ayıp. Aynı mantık onu içki içenleri “dünyayı içki şişesinden görenler” diye nitelemeye götürüyor.

***

Benim de kedilerim var, onların yatağımın bir köşesine ilişmeleri, başlarını göğsüme dayamaları beni mutlu ediyor. Eskiden Bella adında İskoç çoban bir köpeğim vardı, kolumu boynuna dolayıp uyurdum.

Arada bir içki içmekten de büyük keyif alıyorum.

Ama çevremde üzerinde yolsuzluk, üçkâğıtçılık şaibesi taşıyan hiç kimse yok; onları yanıma yaklaştırmıyorum, aynı çatı altında bulunmuyorum. Kediler, köpekler, atlar değil, ama böyle insanlar beni tiksindiriyor.

Bilmem anlatabiliyor muyum?


Hiç yorum yok: