
Bu değin zor koşullarda, özellikle de okulluluk ortalaması 4 yılın altında olan toplumumuz, kendi geleceği söz konusu olsa bile genel seçimler gibi belirleyici bir dönemeçte rasyonel/akılcı bir karar veremeyecekti. Bu düşüncelerimin çoğu zaman ‘hoş’ karşılanmadığını, okuyan ya da dinleyenlerin beni ‘halkı küçümsemekle’, ‘seçkinci davranmakla’ suçladıklarını biliyorum. Ne var ki devekuşu gibi başımızı kuma sokmak, gerçeklerin üstünü örtmek, kendimizi kandırarak içimiz

Anayasa Mahkemesi AKP’yi kapatma kararı verse ve genel seçimlere gidilseydi, siyaset yapmaları yasaklanacak 71 kişinin dışındaki AKP kadrolarıyla kurulacak yeni parti, emanetçi lideri kim olursa olsun, oynayacağı mağdur rolünün de etkisiyle yine birinci parti olacak ve çok büyük bir olasılıkla hükümeti tek başına kuracaktı. Yakın tarihimiz, toplumumuzun, kapatılan partilerin mağduriyetini her zam

Kapatmayla sonuçlanmasa da Anayasa Mahkemesi’nin AKP’nin ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu’ yolundaki kararı, bu partiye yönelik ‘kesin’ bir

Burada bir gerçeği dile getirmek gerekmektedir. Laikliği korumakla yükümlü yargı ile laiklik karşıtı eylemlerde odak olma ilişkisinde AKP’nin zayıf karnı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Sayın Erdoğan belli iç ve dış çevrelerin tüm şişirmelerine karşılık gerek yetiştiği sosyal çevre gerek aldığı eğitim gerekse de uzun yıllardır merkezinde bulunduğu siyasal/kültürel ilişkiler nedeniyle ufkunu Türkiye’yi yönetecek ölçüde genişletememiş yerel, popülist bir politikacıdır. Konuşmaktan düşünmeye zaman ayıramayan bir kişiliktir. Bu nedenle de hem kendini hem de partisini ‘Ziya Gökalp şiiri’ ve ‘İspanya’daki -…velev ki ile başlayan- konuşması’ gibi örneklerde görüldüğü gibi yasal sınırların eşiğine getirmektedir.
AK

AKP, önümüzdeki dönemde ‘dogma’ ile temeli ‘değişebilirlik’ olan demokrasi arasındaki hassas dengeye azami özen göstermek zorundadır.

Bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi’ne de görevler düşmektedir. Erken seçim olasılığı ortadan kalktığına göre CHP, bir an önce kendine çeki düzen vermeli, özellikle Anayasa değişikliği ve 301. madde konusundaki düşüncelerini gözden geçirmeli, ‘1930’ların partisi gibi olma’ görüntüsünden kendini kurtarmalıdır.